KERKÜK SORUNUNA ÇÖZÜM TÜRK-İSLAM BİRLİĞİDİR

 

Milletimizle aynı soydan gelen, aynı dili konuşan, aynı inancı paylaşan mazlum bir halkın haklarının korunması Türkiye'nin tarihi bir vazifesidir. Türkmen kardeşlerimizin huzur ve refahı, Türkiye için hem tarihi, hem ahlaki hem de siyasi bir sorumluluktur. Bunun sağlanması ise ancak Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıyla mümkün olacaktır. Büyük acılar ve sıkıntılar yaşanan bölgede barışın hakim olması için, daha fazla geç kalınmadan, bir an önce Türk-İslam Birliği'nin kurulması yönünde adımlar atılması gereklidir. Türk İslam Birliği, aynı zamanda Irak'taki tüm Müslüman kardeşlerimizin huzuru, kurtuluşu, mutluluğu için de gerekli ve elzemdir.


 
•          Musul toprakları Birinci Dünya Savaşı sonunda, uluslararası hukukun gereklerine aykırı olarak ve bölge halkının istekleri gözetilmeden yeni kurulan Irak Cumhuriyeti'ne verilmiştir. Oysa, Lozan Konferası'nda İsmet Paşa'nın sunduğu tarihi, coğrafi, siyasi ve kültürel deliller tarafsız olarak değerlendirilse, uluslararası kanunlar uygulansa ve bölgede halkın ve Türkiye'nin istediği halkoylaması yapılmış olsa, bugün bu topraklar Türkiye'nin bir parçası olacaktı. Bu bilinmesi ve asla unutulmaması gereken bir gerçektir.

•          Bu gerçeğin anlamı, elbette Kuzey Irak'ı yeniden ele geçirmek değildir. Büyük Önder Atatürk`ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesine sonuna kadar bağlı olan devlet erkanımız, başta Türk Silahlı Kuvvetleri`nin Komuta Kademesi olmak üzere, Türkiye`nin Kuzey Irak`a yönelik bir işgal hedefinin ve niyetinin hiçbir zaman var olmadığını defalarca ifade etmişlerdir.

•          Ancak Türkiye, bu topraklarda yaşayan soydaşlarımızın ve elbette diğer tüm toplumların yaşadıkları acı ve sıkıntıları göz ardı edemez. Yaklaşık 90 yıldır yabancı devletler tarafından yok sayılan ve Irak yönetimleri tarafından da asimile edilmeye çalışılan Türkmen kardeşlerimizin güvenliğinin sağlanması, asırlar boyunca bölgede hakimiyet sürmüş bir İmparatorluğun varisi olan Türkiye'nin vicdani sorumluluğudur.

•          Türkmen kardeşlerimiz, ülke yönetiminde eşit söz hakkına sahip olmalı, diledikleri gibi ticaretlerini yapabilmeli, günlük yaşamlarını tüm haklara sahip olarak sürdürebilmeli, ibadetlerini özgürce yerine getirebilmeli, dillerini kullanabilmeli, hepsinden önemlisi can ve mal güvenliklerinin sağlandığından emin olmalıdırlar.

•          Saddam yönetimi boyunca bölgedeki tüm halklar çok büyük acılar çekmiştir. Yalnız Türkmenler değil Kürtler, Sünni Araplar ve diğer halklar da ciddi kayıplar vermiş, korku ve dehşet dolu günler yaşamıştır. Bu tarihi acılardan alınması gereken bir ders vardır. Bugün tüm halkların birarada huzur ve güvenlik içinde yaşaması imkanı oluşmuştur. Bu imkanı, hak ve adalet çerçevesinde bir düzen inşa ederek değerlendirmek varken, bir toplumun diğerini ezerek ve yok saymaya çalışarak hakka, hukuka ve vicdana sığmayan uygulamalar yapması kabul edilemez.

•          Bölgede akan kanın durması, Osmanlı dönemi boyunca hakim olan barışın yeniden tesis edilmesi, bölgede kardeşlik ve sevgi temelinde bir birliğin inşa edilmesiyle mümkündür. Geçmişte yaşananlar, geçmişte bırakılmalı, aydınlık bir geleceğin inşa edilmesi için tüm toplumlar uzlaşı ve hoşgörü ruhuyla hareket etmelidir. Aynı tarihe ve kültürel değerlere sahip, aynı inancı paylaşan bölge halkı birbirine anlayışla, saygıyla, sevgiyle yaklaşmalı, birbirinin düşmanı ve hasmı değil, koruyucusu ve hamisi olmalıdır.

•          Allah Kuran'da Müslümanların birbirlerinin kardeşleri olduğunu bildirmiştir. Müslümanların aralarındaki bazı kültürel farklılıklar birer ayrım unsuru değil, tam tersine topluma renk katan çeşitlilik ve zenginlik olarak görülmelidir. Ve bu kültürel farklılıklar asla herhangi bir çatışmaya temel edinilmemelidir. Allah'ın Müslümanlara emri, "Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak, dağılıp ayrılmamaktadır." Bölgede yaşayan Kürtler, Araplar, Türkmenler bu gerçekleri asla göz ardı etmemelidir.

•          Türkiye sahip olduğu geleneksel barışçı dış politikayı ve tarihin kendisine yüklediği "Osmanlı vizyonu"nu birleştirerek bölgeyi kucaklamak, bölge halkının tümünü kazanmak, onları ortak değerler üzerinde birleştirecek ve Türkiye`ye sempatiyle bakmalarını sağlayacak bir "kültür politikası" ve ekonomik atılım başlatmak durumundadır. Türkiye`nin "Musul-Kerkük Politikası"nın temelinde, bu bölgeyle zaten var olan kültürel ve ticari bağların güçlendirilmesi, bölgede istikrarsızlık ve kargaşanın önlenmesi, bölge insanlarının kalplerinin ve zihinlerinin kazanılması olmalıdır. Tüm bunların gerçekleştirilmesinin en önemli yolu ise Türkiye'nin önderliğinde, hakimiyetindeki tüm devletlerin üniter yapısını koruyan ve laik sistemiyle halkların din ve düşünce özgürlüklerini güvence altına alan, Türk-İslam Birliği'nin bir an önce tesis edilmesidir.

•          Bu birliğin sağlanması için devletler arasındaki ortak paydaların iyi değerlendirilmesi son derece önemlidir; dil de bu paydalardan biridir. Türki Cumhuriyetler arasında Türkçe'ye dayalı dil birliğinin sağlanması toplumların birbiriyle kaynaşmasına neden olacaktır. Dil birliği konusunda yapılacak atılımlar Türk-İslam Birliği hedefi için büyük katkı getirecektir. Kanaatimizce Türk devletleri arasında dil birliğinde esas alınması gereken Türkçe ise "Türkiye Türkçesi"dir.

 

 

 

ANASAYFA